absam

AVRUPA BİRLİĞİ SAĞLIK ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

"Yaşama yıllar, yıllara yaşam katmak..."

  

English

       | anasayfa | toplantılareğitim |  foto galeri |  iletişim

Tüzük

Duyurular

Çözüm Ortaklarımız

absağlık

Yazarlarımız

Dr. Hasan Hüseyin YILDIRIM

Sağlık ve Siyaset

Uzm. Perihan ŞENEL TEKİN

Nirengi Noktası

Dr. Ramazan ERDEM

Paradigma

Dr. Arslan Ümit GİRAY

Sağlık Yönetimi

Av. Erkin GÖÇMEN

Sağlık Hukuku

Abdurrahman ÖZDEMİR

Malzeme Yönetimi

Not: Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

ABSAMyazarlarımız

Nirengi Noktası

Uzm. Perihan ŞENEL TEKİN

►Yazara e-mail gönderin

Yazarın CV'si

Nirengi Noktası, Perihan ŞENEL TEKİN - tüm yazılar

  Merhaba 

26.05.2004

  Haydi Biraz da Sesli Düşünelim

24.04.2004

  Bir kara şehir

08.04.2004

  Bir Televizyon Haberinin Düşündürdükleri 

23.03.2004

  İnsan Faktörü

09.03.2004

  Toplumsal Özelliklerimiz

17.02.2004

  Sağlık Hizmeti Ekip İşidir

21.01.2004

  Artık Bir Yerden Başlamak Lazım

11.02.2004

Nirengi Noktası

Perihan ŞENEL TEKİN

Son Yazı

Yeniden Merhabalar

Uzun bir aradan sonra nihayet köşeme döndüm. Bu ayrılığa sebep güzel gelişmeler oldu. Öncelikle yaşadığım şehri ve işyerimi değiştirdim. Bir süredir yerleşme telaşıyla yazılarıma ara vermiştim. Bundan böyle çalışmalarıma Ankara’da ve Ankara Üniversitesi Dikimevi SHMYO’ nda devam edeceğim. Ancak Zonguldak ve Karaelmas Üniversitesi SHMYO daima yüreğimin ve aklımın bir köşesinde olacak.

Bu yazımda sizlerle yaşanmış bir olayı paylaşmak istedim. Belki pek çok kez dile getirdiğimiz şeyler; ülkemizin sağlık sistemi, hastaneler, sağlık hizmeti üretmenin ve kullanmanın sıkıntıları... Ama bu sefer yakın bir zamanda yaşanmış ve hatta yaşanmaya devam edilen ve sizlerinde ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir olay var.

Birkaç hafta önce hamile bir yakınımız sezaryen ile “X” ilinin SSK Hastanesi’nde prematüre bir bebek dünyaya getirdi. Doğumdan sonra akciğerlerinin yeteri kadar gelişmediğinden endişelenen doktorlar bebeği ambulansla Ankara’ya gönderdiler. Ankara’da bebeği bir sigorta kurumunun çocuk hastanesi kabul etti. Bebek yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırıldı.

Daha önce -yaklaşık 5 yıl- yenidoğan yoğun bakım hemşireliği yaptım. Bu nedenle izin verirseniz hastane şartlarını ve bebeğin yaşadıklarını bu gözle değerlendirmeye çalışacağım.

Bebek hastaneye geldiğinde kilosu 1500 gramdı. Bu kadar düşük ağırlıklı ve erken doğmuş bir bebeğin anne karnındaki konfora ve hijyenik ortama yakın şartlarda bakım görmesi gerektiğini biliyorum. Ancak aynı zamanda bir eğitim hastanesi olan çocuk hastanesinin koşullarını gördükten sonra doğru bildiğim şeylerin bu hastane için geçerli olmadığını düşündüm. Doktor, hemşire ve diğer sağlık personelinin özverili ve iyi niyetli çalışmalarına sözüm yok. Ancak hastanenin fiziksel şartları bundan 25-30 yıl öncesi ve kırsal kesimde bir hastaneyi anımsatıyordu. Yeni doğmuş ve problemli bebeklerin bulunduğu bu kısımda hijyene yönelik hiçbir tedbir göremedim. Düzeltiyorum, bir tek tedbir (!) vardı. O da çalışanlar dışında hiç kimsenin o bölümün kapısından içeri alınmamasıydı. Ancak bebeğimizin durumu hakkında tıbbi bilgi almak istediğimde hemşire olduğumu söyleyip kendimi tanıttıktan sonra –böyle bir talepte bulunmadığımız halde- beni ve yanımdakileri bir galoş bile giydirmeden bu bölüme aldılar.

Orada bulunduğum süre içinde bebeklerin beslenmeleri gerektiğinde annelerinin kapı önüne çağırıldığını ve kuvözdeki haliyle bebeklerin dışarıda bekleyen annelerine teslim edildiklerini gözlemledim. Yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki bebeklerin beslenme koşullarının da son derece hijyenik olması gerekir. Bu işle görevli eğitimli bir personel olmalı ve mama mutfağı en az yoğun bakım ünitesinin koşullarını taşımalıdır. Üzülerek gördüm ki, bu konuda da olumlu bir görüntü yok. Anne sütlerinin ve mamaların bulunduğu buzdolabı, mutfak ve biberonlar pislik içinde. Kliniğin temizliğinden sorumlu olduğunu üniformasından anladığım bir bayan sütleri ısıtıyor ve görevli hemşireye teslim ediyor. 

Ortam koşullarını bu şekilde özetlemek mümkün. Gelmek istediğim nokta aslında şu: 1500 gram doğan prematüre bebeğimiz bu koşullarda yaklaşık on gün kaldı. Biz her gün kapabileceği bir enfeksiyonun endişesinde bir an önce çıkması için dilekte bulunuyorduk. Nitekim doktorları da bizimle aynı şeyi düşünerek, beslenmesi iyi giden bebeğimizi kilosuna bakmadan taburcu etti. Taburcu işlemleri sırasında bebeğin kilosuna vakit olmadığı için bakılamadığı söylendi. Aileye verilen epikrizde bebeğin son kan değerleri ve kilosu yoktu. Matbu hazırlanmış bir tavsiye mektubu ve bebeğin alması gereken ilaçların listesi de epikrizle birlikte aileye verilmişti. İlaç listesinde, bebeği olanlar bilirler, demir preparatı içeren bir de damla var. Ancak yanında bir ay sonra başlanması gerektiği yazılı. Bebeğine kavuşan aile tüm bu bilgilerle şehir dışındaki evlerine döndü.  Yaklaşık beş gün sonra bebek kötüleşti ve aile en yakın çocuk doktoruna başvurdu. Doktor çocuğu hemen üniversite hastanesi bulunan en yakın ile sevk etti. Oradan bebeğin ihtiyacı olabilecek solunum cihazının olmadığı söylenerek bir psikiyatri uzmanı tarafından tekrar Ankara’daki çocuk hastanesine sevki yapıldı. Geri geldiğinde bebeği karşılayanlar arasında ben de vardım. Kan değerleri düşen bebek beslenememiş, kilosu 1300 grama düşmüş, beslenemediği için güçsüz kalmış ve solunum yetmezliğine girmişti. Doktorlar bebeğin demir preparatını başlamadığı için aileyi suçladı. Ancak  epikrizi ve reçeteyi gösterince sanırım onlar da kendilerinden kaynaklanan bir ihmal olduğunu fark etti. İyi niyetinden şüphe etmediğimiz doktor ve hemşire arkadaşlarımızı eleştirmek değil niyetim. Sadece şunu ortaya koymaya çalışıyorum. Büyüteçle baktığımızda küçük bir kesitini gördüğümüz bu sistem Prematür bebeğimiz gibi ona hizmet vermeye çalışan sağlık çalışanlarımızı da çarkları arasında ezmeye devam ediyor.

Fazla söze gerek yok belki, ama üzerinde fazlaca düşünmeye gerek var kanaatindeyim.

Sevgi ve sağlıkla kalınız...

08.09.2004  

© 2007 absam, Tüm Hakları Saklıdır.
Güncelleme tarihi: 29/10/07